Barton Fink: Burası Neresi Charlie?

Joel Coen ve Ethan Coen kardeşler, Miller’s Crossing filmini yazarken bir yerde tıkanırlar ve kendileri oyalamak için Barton Fink’i yazar. Bu kısacık tıkanmadan Coen’lerin en iyi, en katmanlı ve en alegorik filmi ortaya çıkar. Cannes’dan aldığı 3 ana kategori ödülüne hala ulaşılmış olunmaması da film için ayrı bir değer.

Coen biraderlerin başyapıtı olan Barton Fink değeri geç anlaşılan filmlerden biridir. Az kitleye, ulaşmış, az insan görmüştür bu filmi. Coen’lerin en farklı, en acayip, en anlaşılmaz filmdir Barton Fink… Cannes’da bu zamana kadar hiç görülmedik bir şekilde 3 ödülle (en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi oyuncu) dönmüş bir kült yapıttır. Biraderler, Blood Simple (1984) ile sinema tarihinin en iyi ilk filmlerinden birine imza atınca, zaten dikkatleri üzerilerine çekmişlerdi. Bağımsız sinemanın bu güçlü isimleri, Barton Fink’e kadar iki filme daha imza attılar. Ve 1991 yılında Barton Fink çıktı ortaya. Bu şaşırtıcı film hemen herkesin ilgisini çekti, çoğu övgü dolu bir çok eleştiri aldı.

Barton Fink (John Turturro), New York’lu, bir oyun yazarı. Yazdığı bir oyun New York’da büyük ilgi görünce Hollywood kaynaklı Capital Pictures adlı bir film şirketinin ilgisini çekiyor. Barton Fink, önceleri bu teklife olmaz filan dese de işin içerisine para girince kabul ediyor ve soluğu Hollywood’da alıyor. Barton Fink, yazdıklarında sıradan insanları konu alıyor, çünkü onları çok iyi tanıdığını düşünüyor.

Barton Fink’in Hollywood’da gelmesi ile başka insanlarla tanışıyoruz. Bunların bir tanesi Capitol Pictures’in sahibi Jack Lipnick. Jack Lipnick irade sahibi bir adam, sapına kadar cahil, ama sağlam bir ticari kafası var. Filmin nasıl yapılacağını, milleti nasıl kafaya alacağını çok iyi biliyor. Lipnick, Barton Fink’dan çok basit bir şey istiyor. Ünlü oyuncu Wallace Beery için yazılmış bir güreş film. Ama halkın istediği, klişe bir B film olsun istiyor Lipnick. Öyle felsefeye hiç gerek, çünkü milleti uyutmanın, sessiz ve sakin, düşünmeden film izlettirmek olduğu düşünüyor. İnsanlara kaliteli bir şey verirsen ve insanlar bunu hep isterse. Olmaz gayet klişe bir şey olmalı, bir zengin güreşçi, bir fakir güreşçi. Fakir güreşçinin koruma altına aldığı bir kadın ya da çocuk bilemedin ikisi de birden ve final. Fakir güreşçi, zengin güreşçiyi dramatik bir sonla yener ve herkes mutlu mutlu evinin yolunu tutar.

Barton Fink bu yabancı vatanda iki çift laf ettiği insanlardan biri de yan oda komşusu Charlie Meadows (John Goodman) . Meadows sigortacı, elinde bir sigorta çantası ile geziyor. Şişman ama mutlu. Lipnick’in, potansiyel seyirci kitlesinden biri. Güreş filmlerinin hastası bir kişi, üstelik okulda amatör olarak güreşmiş de, bir kaç hareket de gösteriyor Barton Fink’e, belki lazım olur diye. Meadows, kilolu ve sürekli terliyor, hatta Barton Fink’in odasına geldiğinde sıcaklığına duvarda ki kağıtlar bile dayanamıyor. Charlie Meadows, Barton Fink’in işine saygı duyuyor ama kendi yaptığı sigorta işini daha da kayda değer buluyor. Hatta Barton Fink’e bu işi yapmasını öğütlüyor. Bir iş için New York’da gidiyor, işi var ama evi gördüğü o izbe otele dönmeye söz veriyor.

Barton Fink, bir türlü yazamıyor. Daktilosunun başına geçtiği zaman, başı yanında asılı duran tabloya kayar gözleri, kayıp olur o resmin içerisinde… Resimde güzel bir kadın, elini başına koymuş denizi izlemektedir. Barton Fink yazamaz, karaladığı tek şeyde, belki de kendi incilidir. Fink yardım için ünlü bir yazar olan W.P Mayhew’in kapısını çalar. Mayhew başarılı bir yazardır ama bütün her şeyini, beynini Hollywood’a satmıştır. Hollywood ondan o da Hollywood’dan sıkılmıştır. Kendini alkole vermiştir. O bir William Faulkner belki de Raymond Chandler’dir. Kayıp olmuştur. Onun bu kimsesiz dünyası içerisinde tek canlı sekreteri ve her şeyi olan Audley’tur.

Audrey ile Barton arasında ilk andan beri bir şeyler oluşur ve bu oluşum Barton Fink’in odasında son bulur. Barton Fink yine sivrisinek dolu bir Los Angeles sabahında uyanır. Audrey’e konan sivrisinek’i öldürür. Tepkisiz Audrey’e dönünce bir kan gölü ile karşılaşır. Audrey ölmüştür ama bunu kim yapmıştır, Barton Fink olamaz herhalde. Bu sırrını can dosttu olan Charlie ile paylaşır. Charlie sakin kırk yıllık ölü temizleyicisi gibi ceseti ortadan kaldırır. Barton Fink duacı olmuştur, sormaz ceseti.

İzbe otele gelen iki ajandan öğrenir cesetin akıbetini. Kafası yoktur cesetin ve herkes Cahrlie’den şüphelenir ama Barton Fink’in tanıtığı Caharlie yapmaz bunları. Bu arada New York’a giden Charlie, Barton Fink’e bir koli bırakır ve kişisel eşyası olarak tanımlar bu koliyi. Charlie, Barton Fink bu yazma kabızlığına iyi geleceğini düşünür bu kolinin. Koliyi önüne alan Barton Fink yazmaya başlar. O koli sanki onun ilham kaynağıdır. Yazdığı şeye en önemli eserim der Fink… Mutludur, belki hayatınında hiç yapmadığı adrenalin salgısını yapar o gece. Eğlenir, dans eder ve kendinin yaratıcı olduğunu haykırır bütün dünyaya ama gecenin sonu dayak ile biter. Belki yaratılışa duyulan bir kindir bu.

Yaratıcı en büyük düşmanı ile yüzleşir. Bu komşusu Charlie’dir aslında. Sinema tarihi için görülmedik bir finaldir bu. Sıcak ve terli bir final. İrade sahibi tarafından beğenilmez bu müthiş senaryo. Çünkü fon olacak bir senaryo değildir bu, çok iyidir belki de.

Barton Fink, kolisi ile hayalini kurduğunu ana kavuşur. Onun için hayat o anda durur, durmalıdır.

Barton Fink’de John Turturro mükemmel bir oyunculuk gösterir. Filmin başarısında onun çıkardığı işin çok büyük payı vardır. Yine Charlie rolunde John Goodman, Audrey rolunde Judy Davis hiç sırıtmazlar Turturro’nun karşısında. Çok küçük bir rolde görünen Steve Buscemi bile harikadır.