Hirosihma Mon Amor: İki Şehir İki İnsan

Fransız Yeni Dalgası’ın en değerli ismi olan Alain Resnais, bir kadın ve bir erkek üzerinden iki şehrin, iki coğrafyanın, iki ülkenin hikayesini bağlar bir birine. 

Hirosihma Mon Amor’un etkisi hale damarlarımızdan akmaya devam ediyor. Fransız Yeni Dalga’sının göz ağrısı filmlerimden biri olan Hiroshima Mon Amor/Hiroşima Sevgilim, sadece yeni dalgayı belirlemek konusunda değil, sinema da bir şeyleri de belirlemek konusunda baya yol almış bir filmdir. Hiroşima Sevgilim ne kadar yeni dalganın başına denk gelse de filmin yönetmeni olan Alain Resnais, bu filmden öncede çalışmaları olmuş bir yönetmendir. Hiroşima Sevgilim’den önce Sis ve Gece (Nuit et brouillardgibi, 1956) bir film yapmış, çeşitli belgeseller yönetmiştir. Savaş karşıtı, sol bir duruşu olan Resnais’in yolları Fransız yazar Marguerita Duras ile kesişir.

Marguerita Duras, tanınan bir yazardır. Hiroşima Sevgilim’i yazana kadar hapislerde yatmış, çeşitli direniş gruplarına katılmış, kitapları ve makaleleri olan bir insandır. Bu geçmiş bu filmi hep Duras’a mal edilmesine yol açtı. Hiroşima Sevgilim’i koca bir sayıklama olarak ele alırsak bu sayıklamanın cümleleri ancak Duras’a yakışabilirdi. Yine de Alain Resneis’in hem yönetmenlik de ki kariyerini bundan sonra da başarı ile devam etmesi ve bu filmde ki yenilikleri Resneis’in payını azaltmaz.

Böyle iki kişinin filminin sıradan bir aşk filmi gibi durması biraz ayıp olurdu. Keza Hiroşima Sevgilim hiçte bildiğimiz, gördüğümüz aşk filmlerine benzemez. Filmin sağlam olan alt yapısı, filmin okunması konusunda bir çok kapı bırakır, bunlardan herhangi birini seçmek ise seyirciye kalır. Tabi ki seyirci kendine göre farklı yorumlar çıkarabilir ama filmin nasıl yorumlanırsa yorumlansın hiç bir şekilde sıradan olarak bakamaz, zaten bakılmaması da gerekir.

Hiroşima Sevgilim’i kabaca konusu şöyledir; Bir Fransız film şirketi Hiroşima’da bir film çekiyordur ve filmin başrol oyuncusu olan Emmanuella Riva, son iki gecesinde tanıştığı bir Japon mimar olan Eiji Okada ile geçirir. Aslında bir problem yok gibi görünse de Riva’da Okada’da evlidir. Kendi tabirleri ile mutlu bir evliliği olan insanlardır. İşte film bu birliktelik gecesi ile açılır. Birbirine girmiş iki vücut. Sürekli bir şeyler konuşan/anlatan kadın ve ona tek cümlelik bir cevaplar veren erkek.

Filmin ilk 15 dakikası bildiğimiz Yeni Dalga filmi gibi başlar, zaten filmin en etkili iki sahnesinden biridir bu. Riva, Hiroşima da kaldığı sürede gördüğü şeyleri anlatır. Gördüğü müzeyi, hastaneyi, saçı dökülen kadınları, doğmayan çocukları, yokluk içerisinde ki halkı anlatır. Kadın anlattıkça Okada’nın ağzından o ünlü cümle dökülür. “Hiroşima hakkında hiç bir şey bilmiyorsun”. Alain Resnais bu sahneyi belgesel yönetmenliğinden gelen ustalıkla çeşitli Hiroşima görüntüleri ile destekler. Bunlardan etkilenmemek elde değildir. Sonuçta kadının dedikleri doğrudur. Bunlar olmuştur ama sadece bunlar mı. Aslında kadının iddia ettiği gibi gördükleri, gösterilenlerden ibarettir. Ona müzelerde, hastanelerde ne gösterilmişse onu görmüştür ve onu biliyordur. O cümlenin, yani Hiroşima hakkında ki bilinmezliğin altında yatan da budur. Aslında kadın da, bizlerde hiç şey bilmiyoruz. Gerçekleri ancak yaşayanlar bilir. Erkeğin annesi, babası, ailesi. Bu sahnenin bir yaralının gözünün içerisine doktor tarafından pense ile açılması ile bitmesi de manidardır.

Erkek bir süre sonra kadının geldiği şehri merak eder. Kadın Paris diye cevap verir. Erkek ondan önce ki şehri sorar, kadın bu sefer Nevers cevabını verir. Erkek Nevers’i merak eder. Bir barda kadın Nevers’i anlatır. Kadın bir Alman askeri sevmiştir. Anlatmaya başlar, savaştır ve Almanlar düşmandır. Kadına işkence yapılır, saçları kesilir, kanla ve yaralarla tanışır. Kadın bir trans halinde anlatır bunları, sanki karşısında o Alman sevgilisi varmış gibi. Erkek onu kendine getirir, bu uykudan uyanmasını sağlar.

Resnais, kadının şehri ile erkeğin şehrini aynı paydada birleştirir. Bu payda savaştır. Kadın, erkek de Alman sevgilisini görür. Bir kararsızlık içerisine düşer. Çünkü ilk kez onu aldattığını düşünür. Çünkü, erkek onun uyanışı olur, bu trans halinde çıkma sebebi olur. Ama bir türlü karar veremez. Belki de gözleri önünde ölen Alman sevgilisine söylediği sözleri ilk kez başka biri için kullanır. Zaten bu Nevers hikayesini eşi bile bilmezken, O’na anlatır.

Kadın Hiroşima’dan önce de savaşı tatmıştır. Belki onun kisi Hiroşima şiddetinde olmamıştır ama canını yakmıştır. Filmin Hiroşima sahnesinde saçı dökülen kadınlar gösterilir. Savaş yüzünden saçlarını kayıp eden kadınlar. Nevers’de ise kadınlar yaşadıkları aşklar yüzünden saçları kesilmiştir. Kadınlar Alman askerler -ya da düşman- ile yaşadıkları aşklar sonrasında halk tarafından saçları kesilerek cezalandırır. Ama erkeklere aynı cezalar reva görülmez. Çünkü kadının namusu, bütün ülkeyi ilgilendiren bir namus kavramıdır. Erkek yapabilir ama kadınlar cezalandırır. Kadın bu yüzden doğduğu, sevdiği şehirden Paris’e sürgün gider.

Nevers’de evinin bodrumunda ceza olarak kaldığı sıralarda siyah bir kedi görür kadın. Hiroşima’da ise beyaz bir kedi vardır yanında. Hiroşima onun aydınlığı olur, bir bakıma. Her şey onu hatırlatır. Peki iyi olan hangisidir, ne yapmalıdır şimdi kadın. Kadın, bazen kendi ile konuşur bir iç hesaplaşma içerisinde olur, bazen erkeğe anlatır bazen ise seyirciye anlatır derdini. İkisinde adı yoktur başta, sonda ise adları konulmuştur. Hiroşima ve Nevers. Farklı şekilde ama aynı kaderin kurbanı olmuş iki şehir, iki insan.

Hiroşima Sevgilim Cannes’da gösterilmemişti. Amerikan korkusundan. Zamanın soğuk savaşına hiç bakılmadık bir yönden bakan, herkesin unuttuğu, gezegen tarihin en büyük insanlık ayıbına ışık tutan bu filmi anlamak çok önemlidir. Fransız tiyatro oyuncusu Emmanuella Riva’nın etkili oyunculuğuna ve filme çok şey katan etkili sesine tanık olmak gerek. Resnais’in Hiroşima görüntülerinin üzerine Nevers görüntüleri nasıl ustaca -o zaman için ilk kez oluyordu bu- koyduğu görmek için izlemek gerek bu filmi, yoksa eksik kalırsınız.