The Maltese Falcon: Film-Noir Doğuyor

1930’lar da Fransız filmlerinde görünen “film-noir” türü, 1940’lar da ise Amerikan sinemasında görünmeye başlanır. Film-noir Avrupa çıkışlı bir sinema türü olsa da Amerikan sineması ile daha çok bağlantılı bir sinema dili oldu.

Avrupa’da Alfred Hitchcock’un türe hizmetleri olsa da nasıl filmler hep Amerika’dan çıktı. Özellikle 1940–50’li yılarda tavan yapan sonra bir kenara atılan, 1990’lar da ise tekrar ortaya çıkan bir tür oldu. Filmlerde ki hüzün, karamsar yapı, kimsenin kimseye güvenmediği karekter yapıları, anti-kahraman dedektifler, femme fatal kadınlardan oluşan yapıları olan filmlerdi. Özellikle barındırdıkları yapı itibari ile dönemin savaş ortamında seyirciye en iyi ilişkiyi kuran filmler oldular. Amerika’da film-noir türü 1941 yılında çekilen John Huston’un The Maltese Falcon’u (Malta Şahini) ile kimlik kazandı, 1944 yapımı Billy Wilder filmi Double Indemnity (Çifte Tazminat) ile güçlendi.

1930’lu yıllar Amerika’da kapitalizm ortamının iyice yerleşmesi ile birlikte ortaya bir çok üründe sundu. Bunlardan bir tanesi de şehirlerde işlenen suçlardı. Edebiyatının en önemli parçasını da polisiye türü edebiyat oluşturuyordu. Özellikle Pulp Fiction denen basit ve pek de edebi olmayan eserler ciddi hayran kitlesi buluyordu. Raymond ChandlerWilliam Irish ve Dashiel Hammett dönemin en önemli polisiye hikaye ve roman yazarlarıydı…. Dashiel Hammett’in ilk olarak Black Mask Magazine’de seriler halinde yayınlanan romanı önce 1931 yılında, Roy de Ruth tarafından yanı adla, 1936 yılında ise Satan Met a Lady adı ile William Dieterle tarafından sinamaya uyarlanmıştı. Ünlü oyuncu Walter Huston’ın genç oğlu John Huston ise genç yaşta bir çok önemli filmin senaryosunu yazmıştı. Malta Şahini’ni de kendi sinemaya uyarladı… Romana fazla dokunmada ama kitapda bulunan komiklerden arındırarak bir senaryo yazdı. Diğer filmlerde çokca üzerinden durduğu bu konuyu filmden uzak tuttu ve kitabın özünü daha iyi yakalamış oldu.

Malta Şahini, film-noir’in ana unsurlarından biri olan kötü erkek- kötü kadın tiplemelerin, şişko kötü adamların tam ortasında bir filmdi…. Film, özel dedektif Sam Spade’nin bürosuna gelen gizemli bir kadın olan Brigid O’Shaughnessy’in anlattıkları ile başlar. Kadın Spade ve onun ortağından Thursby adlı bir kişiyi izlemeleri ister. Sam Spade’nin ortağı bu gizemli kişiyi izlemek için çıktığı görev sonrasında öldürülür. Sonrasında ise Thursby ölü bulunur. Polisler özel dedektif Sam Spade’den şüphelenir. Çıkmaz bir olayın içerisine giren Sam, bütün olanları anlamaya ve olayları çözmeye kararlıdır. Kiliti açacak insanda gizemli kadın Brigid’dir. Daha sonra olaya üçkağıtçı Jeol Cairo ve Sam Spade’yi takip eden genç çocuk Wilner girer ve olay nüfuzlu bir şişko olan Gutman’da çözülür. Bütün herşey bir Kara Şahin içindir. Gutman 17 yılını bu heykelciği elde etmek için çalışır. Heykel, Malta’da hüküm süren Tapınak Şövelleri tarafından İspanyol kralı Şarlken’e hediye edilmek için yola çıkar. Ama gideceği yere varamaz. Konsanların eline geçer ama değersiz kılınması için siyah bir katrana bulanmıştır. Sonra yolu İstanbul’a düşer ve son olarak da bir Rus’un eline geçer. Brigde Malta Şahini’ni bu Rusdan almak için bir anlaşma yapar. Sam bütün bunlardan en iyi şekilde kurtulmaya ve para kazanmaya çalışır.

Sam Spade karekteri, daha sonra bir çok dedektif tiplemesi etkiler. Spade beyaz perde de hayat bulan açık bir kül yutmaz dedektif tipidir. Adam döven, alaycı, çoğu zaman kendini düşünen ama ortağına sadık ve çapkın bir dedektiftir. Dönemin ünlü yazarlarından Raymond Chandler’in Philip Marlowe karekteri Sam Spade karakterinden bir çok şey taşımaktadır. Zaten Brigde gibi güvensiz bir kadının dilinden anca o anlar. Brigde ise, kendi dünyasında yalanlar ile yaşayan, tutarsız ama yeri geldiğinde cinselliği kullanan bir femme fetal’dir. Daha sonra bir çok filmde ki kötü adam karekterleri etkileyecek Gutman’da, Gutman’ın manevi oğlum dediği Wilmar’da ve tabir-i caizse oynak bir tip çizen Joel Cairo’da sinema tarihi için unutulmaz kötü karekterler olarak kalacaktır.

Film, John Huston’a yönetmenliğin kapısını açmasının dışında Humphrey Bogart’a kariyerin en çıkışı sağlar. Humphrey Bogart nerede ise kusursuz bir dedektif Sam Spade karekteri çizer. Onun ani parlamalarını, dikkatini ve elinde sigarası ile eşsiz karizmasını beyaz perdeye müthiş yansıtır. Bu rolden önce yan rollerin kadını olan ve bu rolu oynadığında 35 yaşında olan Mary Astor ise Brigid O’Shaughnessy rolunde çok başarılı bir iş çıkarır. Üstelik bir önce ki uyarlama da ünlü oyuncu Bette Davis’in oynadığı rolun altında hiç ezilmez ve film oyunca karekterin bütün tekinsizliğini seyirciye başarı ile aktarır. Filmin kötü adamları rolunde ki ve Sidney Greensreet ve Peter Lorre ise çok başarılı bir kötü ikili olur. Daha sonra Bogart-Lorre ve Greensreet’in yolu Casablanca’da tekrar kesişir.

Malta Şahini kendiden sonra yapılan bir çok film-noir’i, polisiye filmi etkiler. Polisiye filmler adına ulaşılması zor bir çıta koyar. Daha sonra yapılan bir çok film Malta Şahini’nde ki bir çok nesneden, karekterden etkilenir. Çoğu kapalı alanlarda geçen film, seyirci üzerinden keskin bir etki bırakmayı yıllarca başarır. Malta Şahin’i 60 yıldır türünün nadir bir örneği olarak sinema tarihin eşsiz bir köşesinde duruyor.