Alef: Ülkenin Polisiye ile İmtihanı

Yılın en çok beklenen ürünü olan Alef’e sonunda kavuştuk. Blu Tv ve FX ortaklığında ki diziyi Emin Alper’in yönetmesi, iyi oyuncu kadrosu ve polisiye olunca bu haklı bekleyişin ilk 6 bölümünü izledik. Peki değdi mi.

Artık digital mecralar hayatımızda kocaman bir yer kaplamış durumda. Bu durumu kalıcı kılan en başlıca neden ürettikleri diziler. Artık diziler günlük hayatımızda filmlerden daha fazla muhabbet konusu oluyor. Biz zamanlar dizi kavramı televizyonlar ile anılırdı. Artık bu kavram digital mecraların eline geçmiş durumda. Netflix malumunuz, bunun dışında filmlerden daha çok konuştuğumuz çoğu dizi bir digital mecra ürünü. Bunun son kalesi HBO da Mayıs başı ile bu mecrada yerini aldı.

Ülkemizde ise bu boşluğu yerli olarak Blu Tv doldurmaya çalışıyor. Bunda nerede olduğu ayrı bir tartışma konusu olsa da, dizi konusunda bir soluk getirdiği çok açık. Asıl mevzu bu soluğun gücü ve ömrü. Blu Tv’nin ilk işlerinden biri olan Masum’dan sonra en beklenen işi olan Alef, FX ortaklığı ile yayınlandı. Ben bunları yazarken dizinin 6.bölümü yayınlanmıştı. Buraya kadar ne gördük, ne bekliyorduk, ne oldu ve neler olabilirdi diye bakacağız.

Söylediğim gibi Alef, Blu Tv’nin en beklenen işi olmasının yanında son dönemlerde kadrosu ile en yüksek beklenti oluşan yerli yapımdı. Çağdaş Türk sinemasının genç kuşağın en önemli ismi olan yönetmen Emin Alper’in işi üstlenmesi, uzun süredir televizyona iş yapmayan Kenan İmirzalıoğlu, Melisa Sözen ve Ahmet Mümtaz Taylan’dan oluşan oyunca kadrosu bu beklentilerin birinci sebebi oluyordu. Konunun polisiye olacağının söylenmesi ile daha da meraklandık. Polisiye fikri özellikle son dönemlerde ekranlarda çok fazla gördüğümüz bir tür. Ama gerçekten iyi bir örnek bulmak zor olduğu bu türde, bu ekibin ortaya iyi bir iş çıkacağını beklemek boş bir bekleyiş olmazdı.

Alef, Rum cemaatinin Haliç’de düzenlediği haç çıkarma töreni “to fota” ile başlıyor. İlk ceseti burada görüyoruz. Bu vaka ile cinayet masasında görevli Settar ve Kemal karakteri ile taşıyoruz. Çok zaman geçmeden de ikinci cinayet işleniyor ve bir seri katil ile uğraştığımızı öğreniyoruz. Bir Hristiyanlık ritüeli ile başlayan dizi adını katilinin duvara çizdiği ve İbrani alfabesinin ilk harfine benzeyen Alef’den alıyor. Bölümle ilerledikçe işin içine İslami cemaatler giriyor. Çok kısa bir alanda dizi üç semavi dini dolaşıyor. Aslında Alef kısa sürede gitmek istediği de bu gibi, son olayın içine İstanbul’un köşelerinden kalan siyahi nüfus, göçmenler giriyor.

Türk polisiye dizi janrında görünen en büyük unsur iki erkek polis ve bunların zıtlıkları dır. Çok uzağa girmeden Blu Tv’nin diğer işi olan Bozkır’da bu öğrenilmiş kolaylık üzerinden gidiyordu. Ahmet Mümtaz Taylan’ın canladırdığı Settar, orta yaşlarına gelmiş, teşkilat içinde bir saygınlık edinmiş, doğal bir güdü ile olaylara yaklaşan, sürekli Türk sanat müziği dinleyen maço bir polis olarak görüyoruz. Kenan İmirzalıoğlu ise Kemal adında nerede ise Settar’ın ters profilinde bir polis. İngiltere’de yaşamış, Caz müziği seven, olaylara bilimsel yerden bakan bir polis. Alef, ilk 2 bölümde bu farklılığını seyirciye aktarmak için derin bir çaba gösteriyor.

Emin Alper’in İstanbul tasvirinin çok başarılı olduğu su götürmez bir gerçek, lakin senaryo buna hiç ayak uyduramıyor. Alef, bize hiç yeni bir şey vermiyor. Bununla birlikte bir polisiyenin en önemli unsuru olan gerilimi ise seyirciye veremediği gibi sürekli olarak seyircinin gerisinden geliyor. 6. bölüme kadar dizi seyirciyi bir türlü içine alamadığı gibi, seyircinin bir türlü önüne geçemiyor. Bir sonrası ki hamleyi kolay bir şekilde anlıyoruz. Bu sadece cinayet vakalarında değil dizinin başlarında verilen Settar ve Kemal’in hayatlarına ait çoğu kesiti de birleştirerek anlıyoruz. Bu durumun giderek hayal kırıklığına yol açtığı gerçek. Özellikle 3. ve 4. bölümler diziye hiç bir şey katmıyor, dizinin akışına hizmet edecek bir tek bulgu yok. Bu bölümleri hiç izlemeden de dizinin bütününden hiç bir şey kayıp etmiyorsunuz.

Özellikle ilk 2 bölümde görünen ve soruşturma sırasında Settar ve Kemal’in uğradıkları mekanlarda ki kişilerin karikatürize çizimi ise dizinin hem görselliğine hemde ciddiyetine zarar veriyor. Emniyet müdürün yarı komik tavrı da buna dahil. Müdür, özelinde çizilen günümüz Türkiye’si güzel düşünülen bir kompozisyon olsa da, kısa sürede bu tabloyu bozuyor. Emin Alper başta olmak üzere bütün rejinin dizi boyunca çok iyi iş çıkardığı su götürmez bir gerçek. Mistik, karamsar ve gizemli İstanbul hikayeye çok büyük bir katkı sağlamış olsa da, bunu senaryo sürekli olarak geriye düşürüyor.

İlk 6 bölüm özelinde Alef’in iyi çekilmiş ama kötü bir hikaye dizisi olduğunu söyleyebiliriz. Az görünen Melisa Sözen başta olmak üzerine iyi oyunculuklar var. Lakin 6 bölümdür bir gelişim beklememize rağmen hala aynı olay sarmalında dönen ve bunu iyice ayağına doladığını söyleyebiliriz. Geride izlemediğimiz sadece 2 bölüm kaldı, 2 bölüm sonrasında final ile birlikte kısa bir kaç cümle daha ederiz.