The Last Dance: Kazanan Taraf Olmak

ESPN ve Netflix birlikteliği ile yapılan 10 bölümlük The Last Dance, büyük sorular sormuyor. Ama yaşayan en büyük spor ikonlarından biri Michael Jordan ve onun etrafından şekillenen Chicago Bulls hanedanlığına eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor.

Basketbol ile hiç bir ilginiz olmayabilir, hatta hiç bir spor dalını yakından takip etmemiş olabilirsiniz. Ama Michael Jordan’u mutlaka duymuşsunuzdur ve size bir şeyler ifade ediyordur. Michael Jordan, sadece iyi bir basketbolcu değil popüler kültüre mal olmuş bir figür. Ondan önce ve/veya sonra da bir çok spor kişisi geldi geçiyor ama kimse Michael Jordan gibi bir marka yaratamadı. Sadece sahada yaptıkları değil saha dışında da bir marka olan Michael Jordan’un hikayesine ESPN-Netflix işbirliği olan The Last Dance belgeseli ile tekrar tanık oluyoruz.

Amerika’da dört ana spor liginden söz edilir. Bunlar Amerikan futbol ligi NFL, beyzbol ligi MLB, buz hokeyi ligi NHL ve basketbol ligi NBA’dir. 80’li yıllara kadar Amerika’da en hakim sporlar Amerikan futbolu ve beyzbol’du. Bu sporların Amerikan kültürü içinde tartışmaz bir yeri vardı ve bunların bulundukları liglerin gücü tartışılmaz konusu bile değildi. 1984’de NBA komiserliğe gelen David Stern’in hayalleri vardı. NFL ve NHL’de oyuncular sahada kask giymek zorundaydı, MLB ise maçlara şapka ile çıkıyorlardı. Oyuncuların yüzlerini sahada seçmek zordu. Ama basketbol için bu geçerli değildi ve NBA bir yıldız ligi olabilirdi. Şimdi tam bu süreçte önce Larry Bird ile başlayan, sonra Earvin “Magic” Johnson ile devam eden sürecin en büyük elması Michael Jordan olacaktı. Michael Jordan, böyle hale gelecekti ki artık ligin bile üzerinde bir üne ve güce sahip olacaktı. Stern’in belgeselin sonunda söylediği gibi 80 ülkeden yayınlanan bir ligden 200’den fazla ülkede yayınlanan bir organizasyona dönecektir.

Aslında The Last Dance bir Michael Jordon belgeseli değil. NBA’nın en iyi hanedanı olan Chicago Bulls’un ikinci üçlemenin son şampiyonluğu olan 1997/98 şampiyonluğuna odaklanıyor. Lakin o yıllarda sahada olduğu gibi belgeselde de bütün ilgi Michael Jordan’a kayıyor ve bir yerden sonra hikayeyi kendisi yazmaya başlıyor.

Yönetmen Jason Hehir, önce film olarak tasarlanan projenin bu kadar kısa süreye sığmayacağını düşünerek proje 10 bölümlük bir belgesel diziye dönüyor. İlk yayın için düşünülen zaman Amerika’da basketbola ilginin en yüksek olduğu NBA play-offları sırasında olması planlanıyor. Lakin yaşanan pandemi, basketbol liglerin askıya alınması sebep oluyor ve belgeselin yayın tarihi öne alınıyor. İlk iki bölümü 19 Nisan tarihinde ESPN’de yayınlanan belgesel, 1997/98 Bulls’in NBA Entertainment tarafından çekilen görüntülerin üzerinden, takımı oluşturan oyuncuların geçmişleri ve ilk beş şampiyon sezonların önemli hikayeleri üzerinden ilerliyor.

1997/98 sezonu öncesi takımın genel manejeri olan Jerry Krause, koç Phil Jackson’un son yılı olacağını söylüyor. Jordan’da Phil yoksa eğer bir daha Bulls için oynamayacağını açıklıyor. Takımın ikinci adamı Scottie Pippen, sözleşmesinden huzursuz ve yeni sözleşme istediği için oynamayı reddediyor. Dennis Rodman bir çok seri psikolojik sorunla meşgul. İşte böyle sancılı bir sezon başlangıcında Phil Jackson ilk takım toplantısında sezonu “ The Last Dance” olarak tanımlıyor. İşte efsane sezon böyle bir tablo ile başlıyor.

Yönetmen Hehir, bundan sonra akan tarih yazıları ile Jordan’ın çocukluk yıllarına, oradan lige ilk girdiği yıllara dönüyor. Aynı şeyi takımın diğer oyuncularına ve bir çok efsane oyunculuğun tanıklığına, iki Amerikan başkanına uzanan uzun bir anlatıma yer veriyor.

Bölümler ilerledikçe Jordan’ın kazanma hırsını çocukluğunda babasının güvenini kazanmak için edindiği anlıyoruz. Daha sonra hayatının her anında kendini ateşleyecek bir neden buluyor. Bu durum Bulls yıllarında takımın genel manajeri olan Jerry Krause oluyor. Onun yaptığı her işe, sevdiği her nesneye karşı savaş açıyor ve bunların hepsinden de kazanarak çıkıyor. Mesela Suns serisinde Krause, Dan Majerle’i sevdiği için sırf nefret duyması ve Majerle’i yenmek için oynadığına şahit oluyoruz.

İlk bölümlerde Jordan tek başına kazanamayacağı anlaması, takım arkadaşlarını kazanmaya odaklanması, hatta bu konuda çokta ileri gitmesine baskıcı, despot bir adama dönüşmesine şahit oluyoruz. Belgesel bunların üzerinde durmadığı gibi soru da sormuyor. Belgeselde bilmediğimiz çok az şey var. Ama bilinmeyenler de çok değerli. Jordan’ın korumaları ile arasında ilişkiye ilk kez görüntüler ile şahit oluyoruz. Ayrıca şehir efsanesi gibi duran Jerry Krause ile ilişkisini ve Krause’a yapılan ilkokul şakalarına ilk kez tanık oluyoruz. Çok geçte olsa Jordan’ın babasının ölümü ve Isiah Thomas ile arasında kin hakkında ilk kez konuşuyor.

Ayrıca Jordan’ın sadece sahada değil saha dışında bir çok şey ile uğraştığına tanık oluyoruz. Kumar bağımlılığı söylentileri, maçlardan önce barlarda gezmeleri gibi sorunlar ile uğraşıyor. Bu arada da büyük bir marka haline gelmesine, yanında Nike’da büyütmesine şahit oluyoruz.

Michael Jordan, bu görüntülerin yayınlanmasına Lebron James’in Cavs ile 3–1 geriden çevirdikleri ve şampiyonun oldukları final sonrasında karar vermiş. Zamanında her anı en hareketini aktaracak bir sosyal medya yoktu. The Last Dance, Jordan’un bir şekilde kendini hatırlatma ve bellekleri tazeleme belgeseli olarak duruyor. Ben hep buradayım ve çok daha fazla şey yaptım.