House of Hummingbird: Mahalle Baskısı

Çektiği kısa filmler ile sinema kariyerine başlayan Bora-Kim’in ilk uzun metraj çalışması olan House of Hummingbird’de genç bir kızın Kore toplumu içinde ki yalnızlık ve sevgi arayışını 1994 yılının tarihini arka fonu ile anlatıyor. Genç kadın yönetmenin ilk konusun bu olmasın çok da yerinde bir fikir gibi duruyor.

Kore sinemasının gücünü son yıllarda uluslararası alanda çok daha güçlü hissediyoruz. İki yıl içinde iyice ivme kazanan ve son olarak Parasite (2019) ile zirveyi gören Kore sineması, bir taraftan da yeni yüzler ve genç sinemacılar da çıkarıyor. İlk gösterimi geçen yıl ki 38. İstanbul Film Festivalinde yapılan ve Altın Lale’yi kazanan bu yılda Başka Sinema ile vizyon -online vizyon- gören House of Hummingbird (Beol-Sea) bunlardan biri. House of Hummingbird, 37 yaşında ki yönetmen Bora Kim ilk uzun metrajı, 2019 Berlin Film Festivali’nde Generations 14+ Büyük Ödül’üde alan film Bora Kim’in ileri ki kariyeri için büyük beklentiler yarattı ve özel övgüler aldı.

Bora Kim’in kendi çocukluğundan yola çıkarak yazdığını House of Hummingbird’de ataerkil bir toplumda genç bir kız olmanın zorlukları ve varoluş mücadelesine odaklanıyoruz. Hem cinsel kimlik krizi hem de çaresizliklerine tanık oluyoruz. Toplumda özellikle kadınlara biçilmiş bir rol var ve bunun dışına çıkmak toplumdan dışlanmayı da beraberinde getiriyor. Bazı alanlarda folklorik Kore yaşantısından imgeler görsek de yaşananlar bizim toplumuza çok yabancı olmayan şeyler. Mesela, ailede derslerinde çok daha iyi olmasına rağmen kadının değil de, erkeğin tercih edilmesi ve eğitimine devam etmesi gibi.

1993 yılınında 30 yıldan sonra göreve gelen ilk sivil cumhurbaşkanı olan Kim Young-sam ile genişlemeye başlayan 1994 yılının Seul’u görüyoruz. Bir taraftan ülkede başlayan inşaat patlaması, kentsel dönüşüm ve bununla birlikte gelen sancılar, televizyon pasajlarından Kuzey Kore liderin ölmesi, FIFA dünya kupası ve Kore tarihinde büyük yara açan, -yüz kızartıcı- Seongsan Köprüsünün çökmesi. Arkada kalan bu tarih hikayemize eşlik ediyor.

Kore’nin orta sınıf bir ailesi, ailenin babası gece gündüz çalışarak pirinç keki satan bir dükkan işletiyor. Anne-baba sürekli kavga halinde, sorun çıkaran bir kız kardeş ve zorbalık peşinde bir abi ve ailenin en küçüğü olan 14 yaşında ki protagonisti Eun-hee’nin yaşamının içine giriyoruz. Eun-hee, okula gidip gelerek, Çince kursuna giderek, yeraltı karaoke barlara takılarak, arkadaşı ile hırsızlık yaparak ve çok sevdiği karikatür çizerek günlerini geçiriyor. Ailesinden gereken ilgi ve sevgiyi görmekten uzak bunu başka yerlerde aramaya başlıyor. Tabi bu arada sadece bu sevgisiz ile değil bir çok şey ile mücadele etmek zorunda. İlk aşk denemeleri başarısız oluyor, arkadaşları ile ilişkileri hep gel-gitli, sürekli güven sorunları yaşıyor ve bunlar yetmezmiş gibi bir de sağlık sorunları ile baş etmek sorunda.

Bütün bu sorunlarında yanında Çince kursunun yeni öğretmeni Young-ji, Eun-hee için sığınabileceği bir liman ve akıl hocası durumuna geliyor. Eun-hee’nin çizim yeteneklerini ve acımasız çevresini fark eden (ve muhtemelen genç benliğinin büyük bir kısmınında kendini görüyor) Young-ji, Eun-hee karşılıksız seven ve ona güç veren tek unsur olmaya başlıyor. Lakin bu dostluk da çok uzun sürmüyor. Ayrıca hayatına giren gizemli kız Yu-ri ile de uzun sayılmayacak bir dostluk kurma çabasını girişiyor.

Bora-kim, sıradanlaşması muhtemel hatta fazlaca melodrama kayabilecek hikayeyi sade bir anlatım ile kotarıyor. Hatta Eun-hee’nin yakınlık arayışı ve yalnızlık niyeti film içerisinde kasıtlı olarak abartılmış gibi de durabilir. Lakin bu durum Kore toplumun içerinde genç kızların ve kadınların yeri ve toplumda ki durumunu değiştirmiyor. Ayrıca Bora-kim, bu anlatıma rağmen oldukça renkli ve sıcak bir Seul portresi çiziyor. Bu durum nerede ise Eun-hee durumu için tezat teşkil ediyor. Filmim dertlerinin farkında ve konuda çok konuşkan tavrının da bilincinde. Filmin sonlarında Eun-hee, yakın arkadaşı Ji-suk’a niye dertlerini anlatırken, Ji-suk lafını keserek anne-babasının boşanacağını söylüyor ve Eun-hee’li sadece kendi dertlerini anlatmak ile azarlıyor. Aslında film tam olarak Ji-suk’un dediği gibi sürekli Eun-hee dertlerini sıralıyor ama bu durum Eun-hee’nin sorunlarını basitleştiriyor.

House of Hummingbird’in en güçlü yanlarından biri de görüntü yönetmeni Kang Gookhyun oldukça güçlü ve estetik görüntüler yakalıyor. Ve filmin başarısında ve eşsiz anlatımında çok büyük pay sahibi. Eun-hee, olarak izlediğimiz Ji-hu Park her karede hiç sekmeyen çok olgun ve başarılı oyunculuk ortaya koyuyor. Ezcümle, filmin en sorunlu yeri 2 saat 20 dakika olan süresi, Bora-kim bunu çok daha sıra sürede anlatabilirdi lakin onuda kısa filmden gelen bir yönetmenin ilk uzun film heyecanına verelim.