The Little Stranger: Kim Bu Gözlerindeki Yabancı

Lenny Abrahamson, The Little Stranger’de korkutmuyor ama gotik bir gerilim üzerinden perili köşk hikayesine sağlam ve zarif bir iş çıkarıyor. Savaş sonrası İngiltere’sinde yürümüş aristokrat bir aileyle sarılmış Domhnall Gleeson’da güçlü oyunculuğu ile ışık saçıyor.

İngiltere kırsalında kocaman, yüzlerce odadan oluşan bir ev, eski ve izbe, kesinlikle döşemeleri gıcırdıyor, döküldü halinde ama şaşalı günlerinin vardı benim gibi bakıyor. Ve evin sorunlu son kuşağı. Bir süre sonra ani patlamalar ve hızla yükselen müzik bekleyebiliriz. Lakin biraz sonra başka bir şeyin için içinde olduğumuzu anlıyoruz. Room (2015) ile Oscar adaylığı kazanan Lenny Abrahamson’un bu köşk üzerinden çok daha başka planları var. Aslında sıradan bir perili köşk hikayesi olabilecek The Little Stranger, zihninizi kemirecek bir psikolojik gerilime ve sınıf mücadelesine dönüşüyor. Muhtemelen ilk yol daha kolay ve film için daha iyi gişe demek olabilirdi. Fakat yönetmen Lenny Abrahamson, anlaşılması zor ama daha iyi yolu seçtiği açık. 

Galli yazar Sarah Waters, ülkemizde çok tanınan bir yazar değil. Şu ana kadar iki kitabı Türkçeye çevrilmiş, ekşi sözlük’de hakkında yazılmış çok az şey var. İngilizce Wikipedia’da yazarın kitaplarını lezbiyen temalı olarak tanımlıyor ve sadece bir tek kitabı bunun dışında diyor. O kitap bu filme de kaynaklık eden The Little Stranger. Aslında bu Waters’in filme alınmış ilk kitabı değil, lakin filme alınacak en zor kitabı bu olabilir. Lenny Abrahamson, kariyerinin zirvesine yine zor bir kitap uyarlaması olan Room ile çıkmış bir yönetmen, zor işleri seviyorum diyor ve The Little Stranger, İngiliz oyun yazarı Lucinda Coxon tarafından uyarlanıyor. Coxon’un yine uyarlama senaryo olan The Danish Girl’u yazan kişi olduğunu da dipnot düşelim. 

*****Yazının bundan sonrası filmin sonu için spoiler içerir*****

II. Dünya Savaşı sonrası İngiltere’sinde Dr. Faraday (Domhnall Gleeson) doğduğu ve büyüdüğü kasabaya geri döner ve bir ortakla birlikte özel muayenehane açar. Ayres malikanesinden aldığı çağrı ile buraya, evin küçük hizmetkarı Betty’i tedavi etmeye gider. Faraday, Betty’in rahatsızlığı olmadığını anlar, onu evde ki “başka” şeyler rahatsız etmektedir. Ve Doktor Faraday evin geri kalan sakinleri ile tanışır. Ayres Malikanesi, savaş öncesinin ihtişamlı halinden artık eser kalmayan döküntü bir yerdir. Sadece hayatı kayıp etmiş kızı Sukey ile yüzleşemeyen bayan Ayres (Charlotte Rampling, kızları Caroline (Ruth Wilson) ile bir savaş gazisi olan ve vücudunda yanıktan kaynaklı büyük deformasyon alan Rod (Will Poulter) vardır.

Faraday’in azığından dinlediğimiz hikaye de daha önce eve geldiğini ve annesinin evde hizmetçi olarak çalıştığını anlatıyor. O ilk geliş sırasında büyük curcunadan öte onu en çok etkileyen şey evin kendisi olmuş. Biraz da tesadüfi olarak eve giriyor çocuk Faraday, evden çok daha etkilenmiş durumda dolaşırken evin bir parçasını istemeden olsa koparıyor. Bu eylem sonrasında annesinden acımasız bir karşılık alıyor. Faraday’ın Rod’un tedavisine talip olması ile eve gelip gitmeleri hız kazanıyor. Önce Rod ile başlayan hane halkının kolay kolay açıklayamadığı doğaüstü olaylardan mustaripler. Bilim insanı olarak Faraday’ın bunu açıklayacak savları var. Bu arada Faraday ile Caroline arasında yakınlaşma başlıyor ve Faraday’ın eve girip çıkmaları daha da artıyor. 

The Little Stranger korku filmi gibi görünse de, bu konuda çok iddialı değil ayrıca hevesli de değil. Faraday, alt sınıf bir ailenin çocuğu, zengin ve varlıklı Aynes ailesini imreniyor. Çocukluk bilinçaltına bu çok güçlü bir şekilde yer ediyor. Eve karşı duyduğu çok ağır bir şehvet var. Evden o parçayı kopardığı an Faraday’in yüzünden öfkesini, arzusunu ve iktidar özlemini görüyoruz. Orada küçük Faraday’in bir nevi ruhu eve işliyor. Savaş sonrası doktor olarak döndüğü kasabada o varlıklı sınıfa ait olmaya çalışıyor. Evin salonunda yapılan bir davet de kendisine hasta Rod’a göz kulak olsun diye mi burada olduğunu sorulduğunda, Faraday herkes gibi burada misafir olduğu söylüyor ve evin ilk tepkisine de tanık oluyoruz. 

Faraday ile Caroline gittikleri bir eğlencede katılımcılar arasında Faraday çok daha popüler ve saygı duyulan bir adam. Ancak bu saygı Aynes gibi “old money”(1) bir varlık değil, kendi kendine yapılmış bir saygı. Faraday ise eve sahip olarak bu mirasa da sahip olmak istiyor, bunun için en iyi yol Caroline ile evlenmek. Bu nedenle Aynes’lerin ev üzerinde ki hamlelerinden aşırı mutsuz ve hatta kendini ev üzerinde hak sahibi olarak görüyor. 

Tabi film üzerinde bir hayalet hikayesi de var. Bunu Faraday’ın eve geçen poltergeist olarak okumak mümkün. Faraday’ın bu varlık tutkusu artık evin her noktasına işlemiş durumda. Ev kendini, uçak kazasında yanan Rod’a ateş olarak, bayan Aynes’e kayıp kızı Sukey olarak gösteriyor. Bu durum Caroline için Faraday’ın eve olan hasreti olarak görmek mümkün. Sonunda Faraday eve sahip oluyor ve hala bir parçası o evin içerisinde. 

The Little Stranger, korku filmi olarak bakıldığı zaman seyirci dostu bir film kesinlikle değil. Bu nedenle vizyonda çok da şanslı olmadı ve yine bu nedenle Türkiye’de neden gösterime girmediğini anlamak da mümkün. Filmi pazarlamak için Lenny Abrahamson daha kolay bir yolu seçebilirdi ama çok daha içsel ve başarılı bir yol seçiyor. Savaş sonrası yok olan aristokrat sınıf ile işçi sınıfı hikayesini öne alarak ilerlemeyi tercih ediyor. 

Lenny Abrahamson’un Frank (2014)’da birlikte çalıştığı Domhnall Gleeson ile yine çok başarılı bir ikili oluyorlar. Özellikle filmin başında ki sevecen doktor Faraday’dan sonralara doğru tekinsiz, iki yüzlü ve takıntılı bir adama dönüşü çok iyi bir şekilde seyirciye geçiriyor. Tiyatro kökenli Ruth Wilson ise Gleeson’un çok gerisinde kalmadan başarılı bir iş çıkarıyor. Son kertede The Little Stranger’de,Abrahamson bilindik yollardan korkutmak yerine başka şekilde seyirciye geçmeye çalışıyor ve bunu da çok sektirmeden çok iyi yapıyor. 

——————————————–

Old Money; Bir kaç nesildir varlıklı olan aileleri tanımlamak ve onları yeni zenginlerden ayırmak için kullanılan İngilizce bir kelime. Tam Türkçe karşılığını bulamadığım ve durumu tam olarak ifade ettiği için bu kelimeyi kullandım.(1)