Blanco en Blanco: Karanlığın Kalbinde

Theo Court, bizi 19. yüzyılın Güney Amerika’sın da Tierra del Fuego’nun ıssız toplarına götürüyor. Alfredo Castro’nun oynadığı Pedro ile belirsiz bir düğün fotoğrafından, bölgedeki unutulmuş Selk’nam soykırımına doğru geniş bir anlatıya yelken açıyoruz.

Günümüzde Güney Amerika’nın güney ucunda yer alan Tierra del Fuego (Vikipedi’de Türkçesini Ateş Toprakları olarak adlandırmış ) adaları 1881 yılında Arjantin ve Şili tarafından paylaşılmış. Bu topraklar 19. yüzyılın sonralarında başta İngilizler olmak üzere Avrupalılar tarafından karşılaşılan son yerli halklardan biri olan Selk’nam halkının çok da bilinmeyen soykırımına tanıklık etti. Bölgede altının keşfi ve çiftçiliğin ilerlemesi ile başlayan süreçte, 19. yüzyılının ortalarında 4.000 olan Selk’nam nüfusu, 1919’da 297’ye ve 1930’da ise 100’e kadar düştü. Selk’nam halkı artık günümüzde soyu tükenmiş bir halk.

Genç Şili’li yönetmen Theo Court’un ikinci uzun metraj filmi olan Blanco en Blanco’da Tierra del Fuego’nun ıssız bir köşesinde bir fotografcisinin hikayesi ile birlikte bölgede yaşanan Selk’nam halkının soykırıma odaklanıyor. 2019 Venedik Film Festival’inde büyük övgüler ve ödüller alan Blanco en Blanco, ilk sahnesinden itibaren alışılagelmiş bir hikaye olmadığını altını kalın çizgilerle çizerek belirtiyor.

Karla kaplı Tierra del Fuego’nun yaşanmaz bir yerinde bir eve gelen fotoğrafçı Pedro, esrarengiz ve güçlü bir adam olan Bay Porter’in gelecekteki karısının fotoğrafını çekmek ile görevlidir. Pedro, işverenini memnun etmek için daha çocuk yaşta olan gelinin masumiyetten çok uzak şehvetli fotoğrafları çeker. Sürekli talimatlar yağdırdı seyirciyi geren ve tedirgin eden bu sahneden sonra Pedro, malum düğünü beklemeye ve iş veren patronu gizemli Bay Porter ile görüşmeyi beklemeye başlar. Bu bekleme sırasında gelin Sara’ya karşı bir saplantısını gelişir. 

Peter, belirsiz bir evrende korkusuz bir tanık olarak çıkar karşımıza. Kafka öykülerinde ki bir bürokrat gibi patronu Bay Porter’in büyüklüğüne yakışır şekilde onu en iyi şekilde temsil etmek için çaba gösterir. Bu topraklarda ki misafirliğini gelin Sara’nın izinsiz olarak fotoğrafını çekmek istemesi ile değişir. Hiç tanışmadığımız Bay Porter’in gazabına uğrar ve artık bölgede yaşananları (Bay Porter’in adamı dediği şekli ile kurdukları vatanın) belgelemesi ile görevlendirilir. Ve bir nevi filmin ilk yarısında burada bitmiş olur. 

Bundan sonra Pedro, bölgede bulunan diğer “misafir”ler gibi çalışmak zorunda. Hatta Selk’nam ölülerinin kulaklarını toplayarak para kazanabilir. Pedro, ilk kısımda olduğu gibi burada sadece görevi, kendine denileni yapıyor. Ne ölü Selk’nam erkekleri ne de Selk’nam kadınlarına karşı yapılan cinsel ve fiziksel saldırganlıklara karşı geliyor. Sadece izlemek ile yetiniyor. Tarihe bir nevi sessiz, sedasız tanıklık etmiş oluyor. Theo Court, film boyunca karakterlere ilişki kurmamızı zorlaştırıyor. Bu konuda Pedro’da bize çok yardımcı olmuyor. 

Bölgede yaşanan bütün olaylar Theo Court’un durgun ve sade kamerasının arkasında gerçekleşiyor. Lakin çevrede neler döndüğü anlamamız da zor olmuyor. Bütün olanların arkasında ki isim olarak lanse edilen güçlü ve ulu Bay Porter’i hiç görmüyoruz. Bay Porter’i hiç görmesek de gücünü filmin her anında hissediyoruz. Orada olan her şey, söylendiği gibi evler, hayvanlar ve insanlarda onun malı durumunda. Bay Porter, bir çok coğrafya da bilinmeyen sayısız zorbalığın birer yansıması. 

Blanco en Blanco, tarihinin unutulmuş ve/veya fazla bilinmeyen bir soykırımı insani trajedi, iktidar kibri ve bilinmeyenin nesnelleştirilmesi üzerinden anlatıyor. Filmin sade ve keskin diyalogları açıklayıcı olmadan anlamlı olmayı başarıyor. Tarihi bir anı didaktizme düşmeden başarı ile aktarıyor. Filmin ilk sahnesi olan Pedro’nun genç Sara’nın fotoğrafı çektiği sahne ile başlıyordu. Filmin son sahnesi de yine Pedro’nun antika makinesinin objektifinde bitiyor. 

Pedro’nun çılgınca ve biraz da mesleğine saplantılı şekilde gün ışığını yakalamaya çalıştığı bu son sahnede. Kendini güzelliğin çok önemli olduğu bir mesleğe adamış olan Pedro, korkunç bir arka planın fotoğrafını çekmeye çalışıyor. Bunun için büyük bir titizlikle tekrar ve tekrar her şeyi düşünerek, ayarlayarak en iyi pozu yakalamaya çalışıyor. Filmin bilinçaltının en güzel özeti olan bu sahne de, Pedro ne kadar pozu güzelleştirmeye çalışsa da, asıl şey pozdan taşmakta ve karanlığın kalbimde çakılı kalmakta.