Children of Men: Umuda Giden Yol

Şüphesiz ki Alfonso Cuarón’un son yıllarda sinemanın en üreten ve nevi şahsına münhasır yönetmenlerinden. 2006 tarihli apokaliptik filmi Children of Men’de muhteşem görüntüler ile izleyiciyi benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor.

Dünyanın sonu 2012 yılında mı olur, küresel ısınma ile mi olur yoksa uzaylılar mı basar bilmiyorum ama.. Bir gün bütün gebeler düşük yapmaya başlayacak ve bir de bakmışınız parklarda ki, sokaklarda ki çocuk sesleri yok olmuş. Artık dünyada ki insan nüfusu azalmaya başlıyor, herkes bu fani dünyada hayatta kalmaya çalışıyor.. Hayatta kalmak neden ise.. Bir düşünün dünyaya gelen son insansınız ve dünya size tapıyor. Yediğiniz önünüzde, yemediğiniz zaten yok. Ve bir gün geliyor kocaman gezegende bir siz kalmışsınız.. Şimdi o şan, şöhret nerede.. Belki dünyaya son gözlerini açan olmak süper bir şey, ama ya dünyaya son kez gözlerini kapayan olmak, dünyayı son gören insan evlattı olmak.. Adem’in gördüğü o dünyaya son kez bakmak, acı verici bir şey olsa gerek..

İşte 2006 yapımı olan Meksika’lı yönetmen Alfonso Cuaron filmi Children of Men/Son Umut böyle keskin sonu dünyaya layık görüyor.. Aslen P.D James’in aynı adlı romanından uyarlanan film, Sinema dergisinde Kutlukhan Kutlu’nunda dediği gibi bir uyarlama olarak durmuyor, tam tersi, sözleri ile değil başarılı görselliği ile akıllarda yer ediyor.. James’ın öyküsünün tam bir nedeni yok, zaten bunu pek de düşünmediği çok açık bir şekilde belli oluyor.. Nasıl oldu da insanoğlu üretkenliğini yitirdi.. Aslında bunun için bir sürü sebep bulabiliriz.. Kirlenen dünyamızdan girip, yediklerimize, yaşamımıza bunu bağlayabiliriz.. Yıl 2027, son doğum bundan 18 yıl önce olmuş.. Dünyanın son doğan çocuğu, dünyanın göz bebeği durumda, herkes ondan söz ediyor, ilgi/alaka o biçim.. Film bize bu son çocuğun ne kadar önemli olduğu göstererek başlıyor.. Çocuklara olan özleminde bir göstergesi bu.. Son doğan çocuğun ölümü, bütün dünyada -kalan kısmında- büyük bir üzüntü yaşatıyor.. Herkes çok üzgün ve bu olaya ağlıyor. Üstelik göz bebekleri bir hiç uğruna ölmüş durumda.. Bizim asıl kahramanımız olan Theo bu habere bir cafede tanık oluyor ve elinde kahvesi ile dışarı çıktığında başı yanında bir bomba patlıyor. O anda dünyanın geri kalan kısmını anlıyoruz.. Dünya bıraktığımız gibi değil.. Üretkenliğin bitmesi bütün dünyayı bir hüsrana sokmuş.. Herkes biraz daha bu dünyada yaşamanın peşinde. Her şey yalan olmuş. Dünyada ki büyük devletler yok olmuş ve geriye sadece İngiltere kalmış.. İngiltere geriye kalmanın avantajı ile kendi vatandaşlarını koruyor ve geriye kalan halkları mülteci kamplarında tutuyor ve doğal olarak bu durumda ülke içerisinde bazı ayrılıkçı gruplarının doğmasına yol açıyor.. Dünya bitiyor, ama insanoğlu hala bir şeylerinin peşinde..

Cuaron’un gelecek tasvirinin günümüz dünyası ile bir farkı yok, hatta aynısı.. Son çocuk 2011 yılında doğmuş ve dünya onun doğduğu yılda kalmış gibi duruyor.. İnsanlar 2011 yılında hangi teknolojik yaşama sahipse 2027 yılında da aynı şeylere sahip olarak yaşıyor.. Genelde bilimkurgu filmlerinim pek yapmadığı şey bu, bilim kurgu, kurgulanmış bir bilimsel geleceği pek sever ve benimser ama Son Umut nerede ise tersine gidiyor.. İnsanın ilk evrimleştiği, evrimleşirken de savaştığı, bir birini hırpaladığı yıllara geri dönüyor.. Yüzyıllardan bir şeyler seçerek yoluna devam ediyor.. Theo, bir kahramandan uzak bir kişilik sergiliyor. Zaten kahramanlığa da pek ihtiyacı yok ama bunları biraz, sevdiği kadının inandığı ilkeler için biraz, yanında bulunduğu siyahi genç kadın için yapıyor.. Üzerinde taşıdığı kıyafetler bile nasıl bir dünyanın olduğunun kanıtı gibi duruyor.. 2012 yılında yapılmış-belki son olimpiyat- Londra olimpiyatlarının logosunu taşıyan kazağının “lon”ı gitmiş geriye sadece “don”u kalmış.. Ama bu durum Theo’yu hiç mi hiç rahatsız etmiyor.. Dünyanın tam birlik ve beraberlik zamanında kin, çıkar savaşları ortalıkta kol geziyor.. Kee, adlı siyahi bir genç kadın halime kalıyor.. Yıllar sonra.. Bu bir mucize, ama bir taraftansa bir rant. İşte bu rantın peşinde bir çok insan ve grup var. Theo’nun eski karısı Julien devlet tarafında terörist olarak adlandırılan The Fishes’in lideri ve bu kızda bu grubun koruması altında.. Grubun tek amacı bu kızı hayali, varlığı yokluğu bilinmeyen The Human Project adlı gruba emanet etmek. Bunun içinde Theo’dan yardım istiyor.. Theo işte böyle gönülsüz kahramanlığa başlıyor. Tabi Kee’nin durumundan habersiz.. Yolculuk başlarında saldırıya uğruyorlar ve Julien’i kayıp ediyorlar. Artık Theo tek kalıyor ama bu işten sıyrılmaktan başka düşüncesi yok.. Onun ikna olmasını Kee sağlıyor.. Karnı burnunda halini Theo görünce koşulsuz bu yolculuğa evet diyor.. Theo’nun Kee’nin hamile durumu gördüğü andaki yüz hali aslında o anki dünya insanın psikolojisini anlatıyor.. Theo’nun bu durumda bile Kee’nin bir pazarlık konusu olduğu öğreniyor.. İnsanlarının şu son günlerinde keyifle yaşayacakları yere, daha çok kine, nefrete burulduğunu görüyor.. İnsana kodlanan o kin ve nefret dışarı fırlamış gibi duruyor.. Kamplarda insanlar -sırf İngiliz olmadıkları için- zulüm görüyor, açlık ve sefaletle boğuşuyor..

Yazının başında da dediğimiz gibi Alfonso Cuaron görsel açıdan çok büyük bir başarı yakalıyor.. Özellikle Julie’nin ve Theo’nun ormanlık alanda uğradıkları saldırı alında hareket halinde bir kamere ile olayı adete yaşatıyor.. Olayın hiç kesilmeden bir açıdan perdeye yansıyan görüntüleri seyircide keskin bir etki yaratıyor. Yine mülteci kampında geçen sahneler, gitmiş Londra görüntüleri filmin diline ve ana fikrine çok yardımcı oluyor.. Clive Owen film boyunca istikrarını hiç bozmuyor, Julianne Moore ve kendini dış dünyadan soyutlamış yaşayan Jasper rolünde Michael Caine, Owen’i hiçte geride kalmayan bir oyunculuk sergiliyorlar.. Son Umut, dünyanın sonuna dahil çok başarılı bir distopya filmi. Hele şu sıralarda 2012 gibi zırvalıklardan sıkıldıysa Son Umut size bilim kurgulardan/kıyamet filmlerinden umuttunuz olması gerektiği gösteriyor..