Children of Men: Umuda Giden Yol

Şüphesiz ki Alfonso Cuarón’un son yıllarda sinemanın en üreten ve nevi şahsına münhasır yönetmenlerinden. 2006 tarihli apokaliptik filmi Children of Men’de muhteşem görüntüler ile izleyiciyi benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor. Dünyanın sonu 2012 yılında mı olur, küresel ısınma ile mi olur yoksa uzaylılar mı basar bilmiyorum ama.. Bir gün bütün gebeler düşük yapmaya başlayacak ve bir de bakmışınız parklarda ki, sokaklarda ki çocuk sesleri yok olmuş. … Okumaya devam et Children of Men: Umuda Giden Yol

Blanco en Blanco: Karanlığın Kalbinde

Theo Court, bizi 19. yüzyılın Güney Amerika’sın da Tierra del Fuego’nun ıssız toplarına götürüyor. Alfredo Castro’nun oynadığı Pedro ile belirsiz bir düğün fotoğrafından, bölgedeki unutulmuş Selk’nam soykırımına doğru geniş bir anlatıya yelken açıyoruz. Günümüzde Güney Amerika’nın güney ucunda yer alan Tierra del Fuego (Vikipedi’de Türkçesini Ateş Toprakları olarak adlandırmış ) adaları 1881 yılında Arjantin ve Şili tarafından paylaşılmış. Bu topraklar 19. yüzyılın sonralarında başta İngilizler … Okumaya devam et Blanco en Blanco: Karanlığın Kalbinde

Stories From The Chestnut Woods: Orada Uzak Bir Köyde

Gregor Bozic, oldukça poetik ve masalsı bir şekilde işlediği İkinci Dünya Savaşı sonra bir bölgenin göç atmosferini başarılı ile beyaz perdeye aktarıyor, bazen akan bir nehirde bazen giden bir at arabasında kendini belli ediyor. Malumunuz olduğu üzere bu sene ki pandemin en çok zarara uğrattığı, aksattığı sektörlerden biri de -belki de ilk sırada yer alanı olan- sinema oldu. Bir çok alanda normalle dönülmüş olsa da aynı … Okumaya devam et Stories From The Chestnut Woods: Orada Uzak Bir Köyde

La Bataille d’Alger: Unutulmuş Savaş

Gillo Pontecorvo, La Bataille d’Alger’de insanın yüzüne inen sert görüntüleri, derin ve tempolu akan hikayesi ise politik sinema adına ulaşılması çok zor bir iş çıkarıyor. Pontecorvo’nun, bu anlatımın hala çoğu coğrafya da sürmesi ve gerçeğin unutulması da bizim ayıbımız.  Bundan yıllar önce La Bataille d’Alger’i izlediğim zaman ilk dikkatimi çeken kalabalık alanlardaki çekim ustalığı olmuştu. Gillo Pontecorvo’un kamerasında Sergej Eisenstein’in Potemkin Zırhlısı (Bronyenosyets Potyomkin,1925) ile … Okumaya devam et La Bataille d’Alger: Unutulmuş Savaş

The Little Stranger: Kim Bu Gözlerindeki Yabancı

Lenny Abrahamson, The Little Stranger’de korkutmuyor ama gotik bir gerilim üzerinden perili köşk hikayesine sağlam ve zarif bir iş çıkarıyor. Savaş sonrası İngiltere’sinde yürümüş aristokrat bir aileyle sarılmış Domhnall Gleeson’da güçlü oyunculuğu ile ışık saçıyor. İngiltere kırsalında kocaman, yüzlerce odadan oluşan bir ev, eski ve izbe, kesinlikle döşemeleri gıcırdıyor, döküldü halinde ama şaşalı günlerinin vardı benim gibi bakıyor. Ve evin sorunlu son kuşağı. Bir süre sonra … Okumaya devam et The Little Stranger: Kim Bu Gözlerindeki Yabancı

House of Hummingbird: Mahalle Baskısı

Çektiği kısa filmler ile sinema kariyerine başlayan Bora-Kim’in ilk uzun metraj çalışması olan House of Hummingbird’de genç bir kızın Kore toplumu içinde ki yalnızlık ve sevgi arayışını 1994 yılının tarihini arka fonu ile anlatıyor. Genç kadın yönetmenin ilk konusun bu olmasın çok da yerinde bir fikir gibi duruyor. Kore sinemasının gücünü son yıllarda uluslararası alanda çok daha güçlü hissediyoruz. İki yıl içinde iyice ivme kazanan ve … Okumaya devam et House of Hummingbird: Mahalle Baskısı

Devs: Kargaşa İçindeki Sadelik

Bilim kurgu janrına yeni bir soluk getirdiği açık olan Alex Garland, bu sefer 8 bölümlük Hulu dizisi ile görücüye çıktı. Devs’de Garland, kafasın da kurduğu dünyayı rahat rahat anlatma imkanı buluyor. Zor konular üzerinde duruyor ve bunun üstesinden başarı ile çıkıyor. 28 Days Later, Sunshine, Never Let Me Go ve Dredd gibi sevilen filmlerin senaristliğinden sonra Ex Machina ve Annihilation gibi bilim kurgu sinemasına yeni bir … Okumaya devam et Devs: Kargaşa İçindeki Sadelik

Kuyu: İnsanın İnsan Üzerindeki Mülkiyeti

Metin Erksan, sinemamızın ilk auteur yönetmeni kabul edilir. Ayrıca ülke sinemamızın ilk üçlemesine yine Erksan, mülkiyet üçlemesi ile çekmiştir. Üçlemenin ilk iki filmi olan Yılanların Öcü ve Susuz Yaz kadar bilinir olmayan Kuyu, üçlemeye en yakışan sondur. Türk sinemasının ilk auteur yönetmeni olan Metin Erksan’ın kariyerini 1968 yılında yönettiği Kuyu filmin öncesi ve sonrası olarak ele alabiliriz. 1968’den önce Türk sinemasına adına -ilk olan- bir çok … Okumaya devam et Kuyu: İnsanın İnsan Üzerindeki Mülkiyeti

The Ascent: Shepitko’nun Son Sözü

Larisa Shepitko, Çağdaş Sovyet Sinemasının yetenekli yönetmenlerinden biri. Kariyerinin tam zirvesine ulaşmışken, sona eren ve kısa süren bir kariyer. Trafik kazasında hayatını kayıp etmeden önce geride bıraktığı büyük başyapıt The Ascent’i anlamaya çalışacağız. Larisa Shepitko bugün yaşasaydı 82 yaşında olacaktı ve çağımızın en büyük kadın yönetmenlerinden biri olarak kabul görecekti. Kariyeri devam etseydi, Sovyet Sinemasının en bilinen isimleri olan Tarkovski veya Eisenstein ile birlikte anılacağı … Okumaya devam et The Ascent: Shepitko’nun Son Sözü

Alef: Ülkenin Polisiye ile İmtihanı

Yılın en çok beklenen ürünü olan Alef’e sonunda kavuştuk. Blu Tv ve FX ortaklığında ki diziyi Emin Alper’in yönetmesi, iyi oyuncu kadrosu ve polisiye olunca bu haklı bekleyişin ilk 6 bölümünü izledik. Peki değdi mi. Artık digital mecralar hayatımızda kocaman bir yer kaplamış durumda. Bu durumu kalıcı kılan en başlıca neden ürettikleri diziler. Artık diziler günlük hayatımızda filmlerden daha fazla muhabbet konusu oluyor. Biz zamanlar … Okumaya devam et Alef: Ülkenin Polisiye ile İmtihanı